20 Mayıs 2011 Cuma
(Bu yazı daha önce Hurriyet Aile'de yayınlanmıştır.)
Tak tak....
"Kim o?"
"Benim ben , kanser!"
İşte böyle basit bir şekilde çaldı benim kapımı da bu kanser. Bir gün, aniden, herkesi şok eden bir şekilde. Donduk kaldık.
Jinekoloğum "bir sonraki aya kadar sıcak su ve sabun ile masaj yap geçmez ise ultrasonla bakarız"deyince, nasılda derin bir "oohhhhh" çekmiştim. Ve kızmıştım kendime. "Ne karamsar bir kadınsın be Özlem! Yine durduk yerde ne hikayeler yazdın kendi kendine. Al işte bak ne dedi doktor! Sen yine kendi kendini yemekle bitirdin!".....
Aslında bunu demeyi, böyle devam etmeyi ne çok isterdim biliyor musun sevgili okur:((
Derken bir ay sonraki elle muayenede, kitlenin fındık büyüklüğünden ceviz büyüklüğüne ulaştığını ve sertleştiğini görerek paniğe kapıldım ve utanarak ta olsa genel cerrah olan kayınpederime, kimseler duymadan "benim göğsümde bir kitle var!" dedim.
"Derhal ultrason ve mamogram istiyorum hemen!" dedi. Korktum ve soluğu bir genel cerrahın kapısında buldum.
Hani derler ya bazı zor anlarda "zaman geçmek bilmiyor"; işte öylesi bir anı yaşadım ben de genel cerrahın odasında. Saliseler bile geçmedi, oda daraldıkça daraldı, duvarlar hareketlenmeye, eşyalar üzerime yürümeye başladı da, doktor ağzını açıp tek kelime söylemedi muayene sırasında.
"Ultrason odasına geçelim lütfen" deyince, dedim " bir terslik var". Dizlerimin bağı çözülmüş bir durumda ve de tek başımayım. Mehmet evde çocuklarla.
Derken odaya bir doktor daha giriyor, iki doktor kafa kafaya vermiş fısır fısır konuşurken ben seçtiğim kelimelerden bir cümle oluşturmaya çabalıyorum, ama olmuyor, anlamıyorum. "Ne diyor bu doktorlar?".
"Bir de mamografi alalım" deyince ben de ipler kopuyor, başlıyorum ağlamaya. "Biliyorum kötü bir şey var, ne oluyor?" diye sorunca doktor" sakin olun, yapılması gereken rutin kontrolleri yapıyoruz" diyerek beni sakinleştirmeye çabalıyor.
Mamografi de yetmiyor doktora, bizzat kendisi konuşarak ince iğne biyopsisi için randevu alıyor bana. "Şüphelerim var" demekle yetiniyor ve beni Salı günü yapılacak ince iğne biyopsisinin sonucuna göre tekrar görmek istiyor.
O andan sonra ortalık toz duman, gri, yok yok hatta siyah, simsiyah benim için. Hemen Mehmet'i arıyorum, çocukları bir yere bırakıp benim yanıma geliyor ve her zamanki temiz ve pozitif duyguları ile sakin olup, iyi düşünmemi, herşeyin sadece detaylı bir kontrolden ibaret olduğunu, ailemizde böyle bir şey sözkonusu değilken, benim de böyle bir risk taşımayacağımı uzun uzun, tatlı tatlı anlatıyor canım kocam.
(Keşke dedikleri doğru çıksaydı...)
Bir insanın hayatı 5 gün içinde değişir mi?
Evet değişir, benim değişti, olurmuş, oldu da!!
Biyopsi sonrası hala böylesi bir ihtimali düşünmediğimden olsa gerek, daha doğrusu kendime yakıştırmadığımdan, kendimi şımartma ihtiyacı hissediyor, soluğu bir kuyumcuda alıyorum.
Gülmeyin. kadınız biz! Her şer altında bile güzelliğimizi, özeni, bakımı, süsü, püsü düşünürüz.
Çok sıkıntı çektim ya son dört günde, sözde bir şey çıkmayacak ya bu biyopsi sonrasında kendimi ödüllendireyim istedim. Kullanmadığım altınlarımı verip ışıl ışıl parlayan pırlanta bir bilezik aldım kendime. Nasıl mutlu oldum, nasıl şımardım anlatamam. Bu kısacık sevinç anı inanın bana tüm sıkıntılarımı unuturdu çok kısa bir süre için.
Yani neymiş? Kadın her daim kadınmış. Süs,püs, şıklık, güzellik istermiş. (İleride bu konuyu size yine hatırlatacağım. Hastalık bile kadına kendini güzel hissettirmesini unutturmuyor, unutturmamalı da.)
Beşinci gün bomba patladı. Sonuçlar geldi, daha doğrusu gelmiş. Kayınpederim ve Mehmet benden önce öğrenmişler, bana nasıl aktaracaklarınını planını yapıyorlarmış.
Ne planı, hangi plan öyle değil mi?
Kötü haber tez duyulur derler ya hani, duyuldu, daha doğrusu sürekli meşgul çalan telefonlardan anladım ben durumumu.
Kapıma kadar gelmiş kanseri buyur etmek maalesef bana düştü!
6 Mayıs 2011 Cuma
Elimden geldiğince düzenli bir şekilde yazmaya çalışacağım. Hatta beni yeni tanıyanlar için hikayemi en başından alacağım. Sizleri yeni ve en son gelişmelerden haberdar ederek "meme kanseri" hakkında bildiklerinizi, bilmediklerinizi yazıp anlatacağım.
Amacım kadınları, genç kızları "meme kanseri" hakkında bilinçlendirip bilgilendirirken aynı zamanda PEMBE GÜÇ DERNEĞİ çatısı altında toplanarak "gönüllülük" esaslarını anlatmak, öğretmek ve ihtiyaç halinde harekete geçmek için farkındalık yaratmak.
Bana olmaz demeyin; zira "kadın" olmak bu riski taşımak anlamına geliyor. O yüzden siz siz olun, kontrollerinizi ihmal etmeyin, bu konuda yapılan çalışmaları takip etmeye devam edin.
Bir de mümkünse hem kendiniz hem de bu toplumda size ve sizin desteğinize ihtiyaç duyabilecek birileri için harekete geçin, bu şekilde çalışanlara, gönüllülere destek verin. Hastalık sürecinde uzatacağınız bir el, edeceğiniz bir telefon, söyleyeceğiniz bir çift güzel söz, emin olun verilen o ilaçlar kadar etkili ve faydalı olacaktır hasta kişinin bünyesinde, buna inanın.
Şimdi sizleri taaa 5 yıl öncesine götürüyor, hikayemle başbaşa bırakıyorum.
Sağlık ve esenlik dolu güzel günlerde buluşabilmek dileği ile.
(Bu yazı daha önce Hürriyet Aile'de yer alan PEMBE GÜÇ köşesinde yayınlanmıştır.)
-------------------------------------
İLK KARŞILAŞMA
İlk karşılaşma karşı cinsler için heyecan, enerji, çekim dolu bir andır çoğu zaman. Etkileyicidir, unutulmaz, yıllar geçse de hatırlanır an be an; hele hele bir "aşk" sözkonusu ise....
Peki bu karşılaşma karşı cins ile değil de bir "kitle" ile olsa ne hissedersiniz?
Cevap veriyorum; korkudan eliniz ayağınız buz kesiyor, ayaklarınız tutmuyor, öylece kalakalıyorsunuz. Kendinizi kilitlediğiniz tuvaletin duvarları üzerinize üzerinize geliyor, haykırmak istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, kapıyı yumruklamak, birilerinin sizi oradan çekip almasını istiyorsunuz, elleriniz kalkmıyor.
Yataktan kalmadan çok kısa bir süre önce soldan sağa dönerken ince bir sızı hissediyorum sağ ğöğsümde. Rüyada mıyım, değil miyim bilmiyorum, canım acıyor. Dar atıyorum kendimi banyoya. Nedir bu acıyan şey acaba?
Ayna karşısında geceliğimi sıyırmış kendime bakıyorum. Gözle görülür bir şey yok! Acaba geceliğin düğmesi mi batmış ya da yaralamış, çizmiş diyorum, herhangi bir iz bulamıyorum.
Elle muayene başlıyorum. Acıyan nokta ile başlıyorum muayeneye.İşte orada! Yuvarlak, fındık kadar, sert gibi...
Senaryolar birbiri ardına diziliyor. Tanrı'm sen aklıma sahip çık! Çıkıyorum banyodan, istikamet salon.
Ev halkı henüz uykuda, ev sessiz. " Nedir bu, nedir, nedir?" diye söylenirken bir yandan da deli gibi yemek masasının etrafını turluyorum, farkında değilim.
"Hayırdır sabah sabah, spora mı başladın?" diyen kocamın sesi ile irkiliyorum. attığım bakış, neredeyse beyaza çalan soluk benzim, kocamı ürkütmüş olmalı ki, tekrarlıyor. " Ne oldu?"
"Sağ göğsüm acıyor, baktım sert bir şey geldi elime, ne ola ki?"
"Hemen yazdın yine değil mi, anladım ben, suratından belli!!"
"Yok, diyemiyorum, haklı."
"Dur, sakin ol lütfen! Hemen doktorunu ara, içini rahat tut, kötü olması ihtimali yok ki! Lütfen yapma böyle, hem daha yeni bitti emzirme olayı, süt birikmiştir. (Mehmet hep böyle zaten.... Pozitif, bardağın dolu tarafını gören, umut veren bir yüreği var! İyi ki de öyle, ilerleyen zamanlarda bu anlamda en büyük destekçim oluyor kocam benim.)
Jinekoloğumu arıyorum, derdimi anlatıyorum. Bugün musait zamanım yok maalesef, haftaya gel bakalım ama meraklanacak bir durum olduğunu düşünmüyorum, emzirmeyi henüz bıraktın, normaldir" diyor. Bu sözler içime su serpiyor, rahatlıyorum.
Doğru ne de olsa! Hem bizim ailede hiç "meme kanseri" vakası yok ki?
Yok sayıyorum kitleyi, acımı unutuyorum, belleğimin en zayıf noktasına, hatırlamamak üzere, en geri plana atıyorum varlığını ve bana hissettirdiği tüm olumsuz duyguları! Ne de olsa çok gencim değil mi?
Ama değilmiş...... Kapım çalınmış bir kere....
30 Eylül 2010 Perşembe
4. Asya Meme Kanseri Sempozyumuna Davetlisiniz!!!
Yenisahra Barbaros Mah. Halk Cad. No:14
34746 Küçükbakkalköy-Kadıköy / İstanbul
Ataşehit Trio Konutları karşısı Sahan Restaurant Yanı
Tel: +90 (216) 317 65 00 (pbx)
Faks: +90 (216) 317 39 75
9 Temmuz 2010 Cuma
Balıkyağı Meme Kanseri Düşmanı...
ABD’de yapılan araştırmaya göre, balıkyağı meme kanserine yakalanma riskini yüzde 32 azaltıyor.
Seattle eyaletindeki Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi, balıkyağında bulunan omega-3 doymamış yağ asitlerinin, kanser tümörlerinin gelişimini engellediğini ortaya çıkardı. 35 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada, her gün düzenli balıkyağı hapı alanların meme kanserine yakalanma olasılıklarının daha az olduğu görüldü.
Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/15268589.asp?gid=245
27 Mayıs 2010 Perşembe
Duyurular # 3 - Haziran Ayı Toplantımıza Davetlisiniz!!!
Değerli Pembe Güç Üyesi, Dostu, Gönüllüsü,
Haziran ayı olağan toplantımız 05.06.2010 Cumartesi günü saat 11:00'de MAREV Genel Merkezi'nde yapılacaktır.
Katılımınızla güçleneceğimize inanıyor, sizi bu ay yanınızda beraber getireceğiniz eş-dost-akraba-komşu ile birlikte mutlaka aramızda görmek istiyoruz.
Haziran ayı Psikolog Aile ve Çift Terapisti Sn. Selin Tüzün toplantımızda bizlerle olacak, bilgi ve birikimlerini paylaşacaktır.
Saygılarımla,
Özlem AYSOY
PEMBE GÜÇ Derneği Başkanı
MAREV Genel Merkez
Yenisahra Barbaros Mah. Halk Cad. No:14
34746 Küçükbakkalköy-Kadıköy / İstanbul
Ataşehit Trio Konutları karşısı Sahan Restaurant Yanı
Tel: +90 (216) 317 65 00 (pbx)
Faks: +90 (216) 317 39 75
*********************************************************
SELİN TÜZÜN, PSİKOLOG, AİLE VE ÇİFT TERAPİSTİ
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde Lisans eğitimini 2004
yılında tamamlamıştır. 2004-2006 yılları arasında özel eğitime muhtaç
çocuklarla ve onların aileleri ile çalışmıştır. 2006-2009 yılları
arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma
Hastanesi'nde bireysel psikoterapi hizmeti vermiştir. Psikiyatrik
değerlendirme ve nörokognitif değerlendirme eğitimlerini tamamladıktan
sonra Aile ve Çift Terapisi alanında eğitim almaya ve çalışmaya
başlamıştır. Bu alanda, 2009 yılındaki Ulusal Psikiyatri Kongresinde
konuşmacı olarak yer almıştır. Hali hazırda bireysel terapi ve çift
terapisi konusunda eğitim ve supervizyon çalışmaları sürmektedir.
Özellikle obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluğu, depresyon,
anksiyete bozuklukları, psikotik bozuklukların yanı sıra iletişim
problemleri, evlilik problemleri, boşanma, cinsel problemler, ilişki
problemleri, aile içi çatışmalar alanlarında çalışmaktadır. AETD (Aile
ve Evlilik Terapileri Derneği) ve TPD (Türk psikologlar Derneği)
üyesidir.
13 Mayıs 2010 Perşembe
Kanseri 2 kez yenen Remziye Ülker Ercan'ın sırrı!
Dernekçilik ve dernek işleri hayatın genelinde gerçekten çok farklı kapılar açıyor insana.
Her şeyden önce pek çok değişik tarzda ve yapıda insanla tanışmış oluyor insan.
Kadın ya da erkek olması bir yana, gönüllü olarak yaptığı dernekçilik ve olaya verdiği önemle birlikte çözüyorsunuz insanı daha ilk görüşte.
İş bitirici, duyarlı, atak, egosu yüksek gibi tanımlarla etiketliyorsunuz ister istemez.
8-9 Mayıs tarihlerinde Ankara'da T.C Sağlık Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilen "Sivil Toplum Kuruluşlarının Yönetim Kapasitesini Geliştirme" toplantısı sayesinde yine birbirinden değerli pek çok kişi ile tanıştım.
Kanser ile tanışıp, iyileşme süresi veya sonrasında bu yolda diğer insanlara örnek ve yol gösterici olmak için canhıraş bir şekilde çalışan bu yeni dostlar sayesinde, "kanser" benim için artık bir korku olmaktan çıktı.
Çünkü "kanser" bana bambaşka dostluklar, bambaşka tanışlar, bambaşka farklı düşünceler kazandırdı bu güzel insanlar sayesinde.
Teşekkür etsem "kanser"'e abartmış mı olurum sizce??
İşte bu güzel insanlardan biri de, 49 yaşında yakalandığı meme kanseri sonrası psikoloğunun tavsiyesiyle sanata merhaba diyen, yağlı ve sulu boya resimleriyle yeniden yaşama tutunan, 9 sene sonra tekrar kanserle buluşup yeniden onu alt ederken 12. kişisel sergisini açan saygıdeğer Remziye Ülker Ercan....
Haza hanımefendi, çok değerli bir insan kendisi.
Resim yapmayı "yaşama tutunma aktivitesi" olarak görüyor ve çok farklı teknikler ile inanılmaz güzellikteki resimlere imza atıyor. Neskafeyle resim yapıyor desem sizi yeterince şaşırtır mıyım? Gözümle gördüm, muhteşemdi.
Sadece resimle değil, şiirleriyle de ulaşmak istiyor insanlara, hastalara ve hasta yakınlarına. Tuttuğu notları bir hazine gibi saklıyor çantasında. Ricamı kırmıyor ve "Kader" isimli şiirini burada bizlerle paylaşıyor.
Özlem Aysoy
KADER
Dünya çok güzel
Yaşamak bir mutluluk
Ancak onun kıymeti
Kaybedince bilinir
Sevgi bir çiçek
Sevmesini bilirsen
O en güzel kokuyu
İçine sindirirsen
hayat uzun bir yokuş
Çıkmasını bilirsen
Elinden tutan olur
Sen ALLAH'ı seversen
Gözler sırlarla yüklü
Bakışlar yalvarıştır
İçindeki ışığı
Parlak tutabilirsen
Gül en güzel çiçektir
Kokusu kalbe dolar
Dikenleri olsa da
Tutmasını bilirsen
Beni anlayan bilir
Ameliyat kapısında
Heyecanı çekip te
Haber alabilirsen...
Remziye Ülker Ercan
29 Nisan 2010 Perşembe
Duyurular # 2 - Mayıs 2009
Değerli Pembe Güç Üyesi, Dostu, Gönüllüsü,
Mayıs ayı olağan toplantımız 08.05.2009 Cumartesi günü saat 11:00'de MAREV Genel Merkezi'nde yapılacaktır.
Katılımınızla güçleneceğimize inanıyor, sizi bu ay yanınızda beraber getireceğiniz eş-dost-akraba-komşu ile birlikte mutlaka aramızda görmek istiyoruz.
Mayıs toplantımızda Marka ve İletişim Danışmanı, Kariyer Koçu, Eğitmen Sn. Yasemin Sungur bizlerle olacak, bilgi ve birikimlerini paylaşacaktır.
Saygılarımla,
Özlem AYSOY
PEMBE GÜÇ Derneği Başkanı
“Yasemin Sungur kimdir?" diye sorduk ve dediler ki; O bir hayalperest, sohbetçi, keşifçi, işine duygularını karıştırır. Proje üretir. İştigal konusu insan. Kelimelerin peşinde koşar. Bilgi, İletişim, Pazarlama, Marka, Yetenek, Eğitim, Değişim, Kariyer, Deneyim ve Paylaşım kelimelerine hayran; görünce dayanamaz. Yemek reçetelerini okumaya bayılır, yapmayı ve yemeyi de sever. İstanbul hayranı. Doğadan alır enerjisini ve örneklerini. Okur, yazar, fotoğraf çeker. Paylaşmak ister ve paylaşır. Hep öğrenci, öğrenmenin hiç bitmeyeceğini biliyor...
Kendisi diyor ki; "Ömrüm hayallerimin peşinde koşmakla nihayet bulacak. En çok yapmak istediğim, en çok sevdiğim işle uğraşıyorum; öğreniyorum ve paylaşıyorum
MAREV Genel Merkez |
Kanser ve Beslenme
Pembe Güç Derneği Başkanı sevgili arkadaşım Özlem Aysoy, bana ulaşarak ‘kanser ve beslenme konusunda bilgilerini paylaşarak meme kanseri konusunda gönül ve güç birliğimize katkıda bulunur musun?’ dediğinde çok memnun oldum. Özlem Aysoy’un içten ve gönüllü yaklaşımının çekiciliğiyle tanıştığım Pembe Güç ailesini yakından tanıdıkça ve Pembe Güç’ün yaptıklarını gördükçe çok daha mutlu oldum. Paylaşım, yardımlaşma ve dayanışma anlayışı benim için her zaman çok anlamlı oldu ve gücüm yettiğince bu anlayış doğrultusunda yapılması gerektiğine inandıklarımı yapmaya çalışıyorum. . Kanser ve beslenme konusunda bilgilerimi paylaşarak meme kanseriyle mücadelede ve korunmada olumlu bir rolüm olması için yazılarımla katkıda bulunmaya çalışacağım.
Sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.
Diyetisyen Aysen Arıcan
www.aysenarican.com & www.diyetistanbultr.com
19 Nisan 2010 Pazartesi
İkinci Bahar #2 - Ben Her Baharı Severim...
“Ben her bahar’ı severim” Bahar habercidir!
Arkasından mutlaka güzellikler gelir…
Bahar müjdecidir…
İkinci bahar, ilkbahar da kaçırdıklarınızı yakalama fırsatıdır…
2007 Eylül ayı, Ramazan’ın ortalarındayız! (her önemli tarihi hafızama ya da yazılı olarak kayıt etmeme karşın kayıt altına almadığım, belki kayıt etmeyi ya da kabul etmeyi başlangıçta reddettiğim tarih) gece uyumaya hazırlanırken çok iyi tanıdığım vücudumda sağ mememde elime gelen küçük yaramaz kitle, birden yatakta sıçrayarak oturup düşünmeme neden oldu…Kısa sürede, panik olmadan kendi kendime sorduğum sorular, kısa bir cevap ve kendime verdiğim direktif “önce yat uyu şu anda hiçbir şey yapamazsın” oldu…
2006 yılından beri sürekli kafamda “momografi yaptırmalıyım, son yaptırdığım inceleme üzerinden üç yıl geçmiştir” düşüncesi vardı. Ancak, bu tür muayene ve kontroller zor gelir ve ihmal edilir (küçük memede Momografi biraz zor olduğundan aklıma geldikçe ertelemiştim) Halam yıllar önce meme ameliyatı geçirmiş ve tedavi olmuştu. Anlayacağınız gibi, şansım vardı;)
Yatakta uyumaya çalışırken yaşamı gözden geçirerek “sakin ve kararlı olmalı, ailemi çok endişelendirmeden ne yapacağıma karar vermeliyim” dedim…
Ve hastane serüveni başladı! Testler-tahliller- Momografi-Ultrason - MR- vs. sonuçları ve doktorlardan cevap beklerken ameliyatımı ve tedavimi yapacak doktora karar verdim…
Ayrıca; yapılan incelemelerde parçanın temiz görülmesine karşın önümde iki seçenek 1. si biyopsi yapılması 2. si ameliyatla parçanın alınması olduğunu öğrendim…
Ameliyat öncesi çok karmaşık duygular hissederek, zaman zaman hastalığı kendime yakıştırmadan reddederek, “çok düzenli yaşadım-sağlıklı beslendim-kendime zarar verecek hiçbir alışkanlığım yok-neden ben” dedim..
Ailem-arkadaşlarım her zaman yanımdaydı! O karmaşık duyguları yaşarken gene de şanslı olduğumu düşündüm…
5 Kasım 2007 ilk ameliyat, parça alındı, temiz çıktı;) Pataloji labratuvar sonucunu beklemek kolay olmasa da tekrar iş yaşamı bana çok iyi geldi! Beklenen gün geldi! Sonuç elimde doktoruma ulaşamıyorum! Arkadaşımın eşi Cerrah, arayıp raporumu internetten yolluyorum, kısa sürde beni arayarak “doktorun ne derse onun önerilerine uymalısın”dediğinde anladım ki durum ciddi! Veeee doktorun odasındayım” daha az riskle yaşamak isterseniz memenin alınmasını teklif ediyorum, aksi halde her türlü tedaviye razı olmalısınız” dediğinde 5-10 dakika içerisinde kararımı verdim… “Yaşam benim, bu vücut benim, karar benimse,ben sağlıklı yaşamak istiyorum” Doktorumun uygun gününü beklerken önceden reddettiğim, okuyup araştırmadığım konuları araştırıyorum, vücudumda boşluk hissetmemek, vücut yapımının değişmediğini görmek istiyorum… Doktorlarımla birlikte iki aşamalı bir ameliyatın kararını veriyoruz “ 4 Ocak 2008 bu kez bitti”
Rapor ve dinlenme sürecinden sonra tekrar iş yaşamına başlangıç, değişime alışmak, yaşam
tarzı ve beslenmeye daha fazla özen gösterirken beni, benim gibi anlayacak arkadaşları arıyorum, basında ve internette karşılaştığım bir isim Özlem AYSOY, paylaşmak amacıyla yazıyorum… Bir süre sonra okuldan bir arkadaşım bana Pembe Güç’ten bahsediyor, web sayfasını açıp üye oluyorum, ertesi gün Özlem hanım yazıyor “bize katılır mısınız? diye soruyor;) Paylaşımlarımız başlıyor…
Mart 2010 “Pembe Güç 1 yaşında” ben ve Pembe Güç derneğindeki arkadaşlarım keyifli paylaşımlar yaşıyoruz…
İkinci baharımı seviyorum, bana sağlık-umut-huzur-mutlluk vadediyor! Bana tekrar yaşamı yakalama, göremediğim güzellikleri görme fırsatı verdi;)
Her zaman yanımda olan, bana destek veren ailem ve arkadaşlarıma, sabırlı-ilgili-başarılı doktorlarıma gönülden teşekkürler…
Herkese güzel dilekler ve sevgiler gönderiyorum…
Lâtife Günyüz ERDİNÇ
18 Nisan 2010 Pazar
Galatasaray Lisesi'nde Genç Kızlarımız ile Buluştuk!!!

Dernek Başkanı olarak, 19 sene önce oturduğum sıralarda oturan öğrenciler ile gözgöze gelmemeye çalışarak dalıverdim konuya...
"Sizin yerinizde otururken, bugün bunları yaşayacağım ve bir ablanız olarak size bunları anlatacağım aklıma gelmemişti hiç" dedim.
Ayda 1 kere, adetin 7. gününde ve sadece 3, bilemediniz 5 dakika.....
Giriş gayet net oldu. Hemen akabinde Amerikan Hastanesi'nden, derneğimiz gönüllü üyesi, saygıdeğer Hocam, Prof. Dr. Şükrü Aktan geçti mikrofon başına.
Hemen akabinde kızların dayanamayıp soru yağmuruna tuttuğu, yine derneğimiz gönüllü üyesi Diyet ve Beslenme Uzmanı sevgili Aysen Arıcan aldı mikrofonu eline. Anlattıkça geldi sorular peşi sıra.
Sonunda, Galatasaray Lisesi'nin ve değerli hocalarının da katkıları ile hayal ettiğimiz nitelikte ve sayıda bir seminer ile günü tamamladık.

14 Nisan 2010 Çarşamba
Yaşasın!!! Artık daha organizeyiz...



Bu ve buna benzer etkinlikler ile meme kanserine ilişkin farkındalığın kadınlar arasında daha da dikkate alınacağını düşünüyor ve bu konuda yapacağımız tüm etkinliklerde sizleri de aramızda görmek istiyoruz...
30 Mart 2010 Salı
19 Mart 2010 Cuma
Duyurular # 1 - Nisan 2009
Konu : Meme Hastaları için Hasta Okulu
Yer : Amerikan Hastanesi A Toplantı Salonu
Saat : 10:00 - 15 :00
7 Nisan 2010 - Çarşamba
Konu : Kendi Kendine Muayene Yöntemleri ve Sağlıklı-Bilinçli Beslenme
Yer : Galatasaray Lisesi - (GS Lisesi Kız Öğrencilerine Yönelik)
Saat : 14:00 - 15:00
14 Nisan 2010 - Çarşamba
Konu : Meme Kanserinde Erken Teşhisin Önemi
Bilinçli ve Sağlıklı Beslenme Teknikleri
Kanser ile Savaşta Psikolojik Destek
Yer : Ortaköy Kültür Merkezi Afife Jale Sahnesi - Beşiktaş Belediyesi'nin katkılarıyla...
Saat : 14:00 - 16:00
İkinci Bahar #1 - Son Düdük Çalmadan Maç Bitmez!!!
Tribünler hareketlenmeye başladı bile, tezahüratlar, şarkılar herşey ve herkes aslında benden yana. “Özlem , Özlem “ sesleri kulaklarımda çınlıyor, çoştukça çoşuyorum. Ayağıma gelen her topu en doğru şekilde kullandığımı düşünerek koşuyorum durmadan. Performansımın iyi olması, en iyi şekilde oynayabilmem için elzem. Maçın yıldızı olmalıyım diyorum kendi kendime. Ne kadar bencilce öyle değil mi?
İşte belki de bu düşünce yüzünden, bu mükemmeliyetçilik tutkum yüzünden birden bire altüst oluyor tüm dengeler. Maçın 34. dakikasında hiç te beklenmedik bir anda, rakip takım yaptığı atak ile öne geçiyor.
Hayatspor: 1- Özlem: 0......
34 yaşında, ilk çocuğumu 9 ay, ikinci çocuğumu 11 ay emzirdikten sonra aile geçmişimde böylesi bir hikaye olmamasına rağmen, 8 Temmuz 2006 tarihinde teşhis konuluyor.
Meme CA......
Teşhis, biyopsi, ameliyat derken her şey beş gün içinde olup bitiyor. Hala inanamıyorum olanlara, etrafımda konuşulanlara, olacağı söylenenlere... Şok içindeyim... Tek yapabildiğim ağlamak, bağıra bağıra, hiç durmamacasına....
Bakamıyorum ne aynaya ne kocamın yüzüne. Utanıyorum, çekiniyorum hatta kendimden nefret ediyorum ama değil mi ki bana ihtiyacı olan dünyalar güzeli iki yavrum ve beni çok sevdiğini her fırsatta dile getiren, tüm bu acılara rağmen ayakta, dimdik duran bir kocam var, yutkunuyorum, alıştırmaya çalışıyorum hem kendimi, hem beynimi, hem de yüreğimi.
Ailelerimizle bir bütün olduk, kenetlendik ve hep birlikte el ele vererek inandık, söz verdik kendimize, birbirimize....
“Bu maçı alacağız başka yolu yok!”
Sıkıntı, üzüntü, umutsuzluk, acı, kabus ile dolu karanlık tünelde, sonunun aydınlık olacağını hayal ederek, inanarak, hissederek, sevgiyle ilerledik. Tutunduk hayata, bağlılığımızı dile getirdik sık sık, kopmadık, bırakmadık kendimizi ve düşüncelerimizi. Doktorlarımıza ve çevremizdeki dostların pozitif enerjilerine inanarak, sağlık ve şifa niyetine kabul ettik verilen her ilacı bünyeye.
Yorulduk, üzüldük, ağladık, durgunlaştık, küstük, yattık, kalktık, bıktık ama bırakmadık maçı, asıldık asılabildiğimiz kadar hayata, sevgiye, inandıklarımıza.
Sonuç mu?
Maç hala devam ediyor ama ben şu an maça yeni başlamış gibiyim, enerjik, hızlı, motivasyonlu.. Durumu eşitledim ya, benden mutlusu yok..
Gözüm skorboardda, aklım tüm varlığım ve tüm bedenimle kalan sürede...
Hayatspor : 1 – Özlem :1
Unutmayın son düdük çalmadan maç asla bitmez..
Umut dolu bir dipnot:
Bundan böyle İkinci Bahar’da hep birlikte olacağız. Umutlarımızı, hayallerimizi konuşup, birlikteliğimizden güç alarak hayata sımsıkı tutunacağız, negatif tüm düşünceleri, kötülükleri, umutsuzluğu geride bırakacağız. Umutla, sevgiyle, inançla ve de sağlıkla ileriye bakacağız daima.
Unutmayın, yalnız değiliz, değilsiniz, birlikteyiz.....
Özlem Aysoy
3 Ekim 2009 Cumartesi
Mutlu olun... Yalnız değilsiniz!!!
Burada amaç destek, burada amaç paylaşmak, burada amaç biz yaptık, siz de yapabilirsinizi bir şekilde hissettirebilmek, anlatabilmek, aktarabilmek...
Mutlu olun, artık yalnız değilsiniz, çünkü biz varız. Pembe Güç ile yanınızdayız.
Pembe güç, meme kanseri ile yeni tanışmışların, tedavisi devam edenlerin, tedavisi tamamlanmış olanların, hasta yakını veya potansiyel sağlıklı, bilinçli tüm gönüllülerin birbirlerine destek, umut sevgi ve güç vermek üzere bir araya gelerek el ele, gönül gönüle olmak için başlattıkları bir oluşumdur.
Bu bilinçten yola çıkarak kurulan derneğimiz, bundan böyle meme kanseri hikayesi olan ve bu konudaki bilgi ve tecrübelerini paylaşmak isteyen amatör ruhlu ve gönüllü meme kanseri hastaları ve onların yakınlarına, destekçilerine kucak açacaktır.
Misyonumuz, öncelikle ve özellikle kendi yaşadıklarımızdan yola çıkarak meme kanserini tüm boyutları ile ele alarak, ulaşılabilecek maksimum sayıda kadına ulaşarak, erken teşhisin önemini kavratabilmek ve meme kanseri konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek, ihtiyacı olanlara manevi anlamda destek olmaktır.
Vizyonumuz ise, bu konuda çalışan farklı grup ve organizasyonlarla bilgi paylaşımında bulunarak, derneğimizi güçlendirmek, amatör ruhumuzu yitirmeden, meme kanseri ile yeni tanışan kişilere manevi anlamda destek vermek, meme kanserinin erken teşhis ile ölümcül bir hastalık olmadığını anlatarak ülkemizde yapılan ve yapılacak olan tüm çalışmalara destek vermektir.
Gerek kültürel ve sosyo-ekonomik yapımızdan, gerekse toplum içinde tabu olan, yasak olan, konuşulması hoş karşılanmayan cinselliğin ve kadınlığın önemli bir simgesi olan memelerimize gereken önemi ve sevgiyi vermiyoruz, veremiyoruz. Hatta onların bir gün bir şekilde hastalanabileceklerini bile düşünemediğimizden doktora gitmiyoruz, kulaktan dolma bilgilerle hareket ederek, erken teşhis şansımızı azaltıyoruz.
Hanımlar, kadınlar, kızlar...
"Meme Kanseri Bilinçlendirme Ayı" içinde bulunduğumuz bu tarihte gelin siz de aramıza katılın...
Erken teşhisin hayat kurtardığını gelin birlikte haykıralım...
Kaynak : www.anneyiz.biz
